Neden Teslim Olduk

<span class=Neden Teslim Olduk" />

A… N… Şimdi bir harf daha yandı aklımda… A… ANA oldu… H…Sabah bir otobüsteyim. İşe gidiyorum. T…. A… R… C… I…ANAHTARCI… Bindiğim otobüs kırmızıda beklerken mecburen karşılaştığım bu yanıp sönen ledler kelimeyi bir kez daha oluşturmuştu kafamda.

Diğer tarafa döndüğümde bizimkinin yanına başka bir otobüs yanaştı. Üzerindeki resimden ne tür diş macunu kullanırsam toplumun beni kabul edeceğini gördüm. Biraz ileride reklam panoları bana almam gereken besini ve hangi aracı kullanmamın iyi olacağını bildiriyordu. Bunun dışında bir düzine dükkan aklımda bir içten okumaya ve görüntü tekrarına dönüştüler. Derken indim.

Yürürken aklımı toplayamamadığımı fark ettim. Bombardımana tutulan bilinçaltım iç huzuru sağlayacak güvenli mekân olmaktan uzak, tekrarlanan görüntülerle birlikte kulağımdaki radyodan gelen ses; satın alarak kapitale olan köleliğimi unutabileceğimi söylüyor.
İşte yaşam. Bilincimiz ve fiziksel varlığımızla kapitale kölelik ederken, aynı kaynak bize bu kafesten kurtulabilmemiz için kendi koyduğu kurallar ve ürünlerle çözümler sunuyor; tabi daha çok para harcamamız şartıyla. Yani yaşamımızı idame ettirmek için parasal değerlere bağlı kalmamızın içimizde yarattığı boşluğu tatmin etmek yine onun sularında yüzmemizi gerektiriyor.

Bundan belki üç bin yıl önce ticaret, herkes kendi yiyeceğini üretip yaşarken zararsız ve dostça değiş-tokuş halinde. Ancak insan emeğini sömürü aracı olarak devreye sokulan parayı kazanmak üzere 2013’te emeğimi, piyasanın kurallarına göre sürekli fiyatı değişen parasal karşılıklar için satmak zorundayım.

Şehrin karşısına geçmek üzere motora bindiğimde donuk yüzlü, birbirine şüpheyle bakan suratlardan sıkılarak gözümü kapadım. A… N…A…H…T…A…R…C…I… Ne feci yapışmış beynime. Bi tehlikesi var mıdır?

Gözlerimi kapattım çünkü insanlara baktığımda içleri sanayi tipi donuk florasan ışığıyla aydınlatılmış beyinler, yaşamayı unutmuş sentetik üniteler görüyorum. Birbirleriyle karşılaştıklarında ya da sohbetleri sırasında, iş yaşantılarında ve ilişkilerinde bu içi ziftle dolu çıkarcı yapıyı fark ediyorum. Susmak zorundayım çünkü kötülüğün meziyet sayıldığı içi iktidar tarafından depolitize edilmiş, manipulasyona uğramış, boşaltılmış akıllarla karşılaşmak her defasında daha yıpratıcı bir hal alıyor.
Neden Teslim Olduk?
Kapitalist eğitim sistemi ana babayı, kendi çocukları (yani özel mülkleri) üzerinde topyekûn bir egemenlik zoru uygulamakla yasal olarak görevlendirmiştir. Çocuğun ihtiyaçları (hareket etme, ağlama, cinsellik, vb.) kısa süre içinde kendisinin reel cezalar ve tehditler biçiminde yaşadığı ana-baba zoruyla çatışmaya girmektedir. Çocuk reel korku geliştirir. Bu korkudan kurtulabilmek için de yasaklanmış ihtiyaçlarını bastırır, ana babanın zorunu ve yasaklarını kendi üst beninde içselleştirir. Bastırılmış ihtiyaçlar, iç korku kaynağı olarak bilinçaltında varlıklarını sürdürürler. İnsan bu nevrotik korkularıyla önce çocuk, sonra da yetişkin olarak bastırılmış bilinçsiz ihtiyaçları nedeniyle çevresiyle hiç durmadan saklı bir çatışma halinde yaşar. İktidar, üstben yansıtması aracılığıyla kendi otoritesini eskiden anababa karşısında olduğu gibi bir yargı mercii olarak algılatarak varlığını kabul ettirir. Kişi, kararlarını iktidar denilen dış gücün seçmesine karşı nevrotik korkuları yüzünden boyun eğer. (Kapitalizmde Korku)

İktidar, Vicdan ve Manipulasyon
Nevrotik korkularımız vicdanı şekillendiren ana maddeleri belirler. Böylece Vicdan’ı bir insan donanımı olarak tanımlayabiliriz. Olgunlaşma sürecinde ebeveynin üzerimizdeki yaptırımıyla öğrendiğimiz davranışlarla topluma göre farklılıklar gösteren yanlış ile doğruyu ayırma sistemidir. Fiziksel, zihinsel olarak yetişkin hale geldiğimizde ve ebeveynin üzerimizdeki gücü azalıp yok olduğunda bu kendi kendine çalışarak çoğunluğa veya topluma ve tabi ki iktidara hizmet eder. Burada Vicdanın, etiğin ve düşünce kontrolü manipulasyon mekanizmalarının nasıl kullanıldığını kendi üzerimizde görmeden önce neyle karşı karşıya olduğumuzu iyi anlamak için Faucault’nun iktidarı tanımlama biçiminden yola çıkmalıyız.

Foucault’nun yaklaşımındaki temel kavramlardan biri iktidar kavramıdır. Foucault’ya göre iktidar “somut olarak her bireyin elinde bulundurduğu ve bir iktidar, bir siyasal hükümranlık oluşturmak için devredebilecek olduğu şeydir.”

Foucault iktidar kavramını açıklarken bilgi ve iktidar arasındaki ilişkiye vurgu yapar ve bu ilişkiye dayalı yaygın görüşü ters yüz eder “genelde bilgiyi biz, iktidar eliyle yapmak istediklerimizi yapabildiğimiz ama o olmadan yapmak istediklerimizin hiçbirini yapamadığımız bir bağlamda düşünürüz. Foucault bilginin başkaları üzerine abanan bir iktidar olduğunu, buna bağlı olarak da başkalarını tanımladığını öne sürer. Ona göre bilgi, özgürleşimin önünü keserek gözetlemeye, düzene sokmaya, disipline etmeye yönelik bir kip halini alır.” (Sarup, 2004: 101)

“Dünya, yöneticileri psikologlar ve halkı da hastalar olan büyük bir tımarhanedir.” (Foucault)
Foucault “Delilik çoğunluğun koyduğu kurallardır” der. “Doğru yok, yanlış yok, sadece çoğunluğun kararı var!” Kimin deli, neyin delilik olduğuna karar veren de çoğunluktur. İktidar mekanizmalarının yapmak istediği, deliliğin, normalin-anormalin sınırlarını çizdiği gibi, cinsel tercihlerin, bir anlamda hayatın her alanının sınırlarını çizerek, insanları normalleştirme mekanizması içerisine dâhil etmektir. Aslında buna zorunludur, çünkü ancak bu şekilde varlığını sürdürebilir.
Kısaca iktidar; evde patronluğunu ilan ederken, işyerinde kraldan kralcı olur, gittiğiniz bankada orta seviyeden bir memura dönüşüverir. Böylece her küçük iktidar sahibinin elindeki gücü başarılı bir şekilde kullanma yeteneğine tanık olursunuz.

Türkiye için sıradan bir örnek: Telekulak
Hükümetin ısrarla(!) gelen tepkilere kulak asmadığı, toplumu paranoya içinde yaşamaya mahkum ettiği bir konudur. Çünkü irili ufaklı iktidar sahibi yıllarca dinlemek istedikleri cep telefonunu suçluların dosyalarına eklettirip imzalatarak, (hatta bir defasında hakime kendi cep telefonunu dinletme emri imzalatılmıştır) kişilere dolandırıcı, terörist kisvesi altında keyfi dinleme yapılmış, bilinçli şekilde kanun çıkarılmamış, önlem alınmamıştır. Bu da yetmemiş bir SMS mesajıyla ortam dinleme, uzaktan mesaj yönetimi, üçüncü kişiye konuşma dinletme gibi özelliklere sahip programların Türkiye’de denetimsiz, üstelik düşük rakamlarla satılmasına engel olunmamıştır. Bu konuda teknik bir altyapı oluşturulması için hiç bir girişimde bulunulmamıştır. Sizce Neden?..
Birçok kişinin cep telefonlarının suçluların dosyasına kayıt ettirilip aslında yasal izin süresi 6 ay olan bu dinlemenin seneler boyu yapıldığını duyabilirsiniz. Tıpkı Gülen cemaatinin işine gelmeyen bir başka tarikatın üyesi Cübbeli Ahmet Hoca’ nın içeri alınması gibi bu telefon görüşmeleri için şifreler uyduran savcılara ve sahte görgü tanıklarına şahit olabilirsiniz.

Sonuç; istisnasız başarıdır. Bilgiyi (teknolojiyi) kullanan iktidar sahiplerinin hepsi amaçlarına ulaşmıştır. Ayrıca toplum baskılanmış ve dürtülmüştür ki bu da genel iktidarın gücünü arttırır.
Şöyle ki;
İnsanların özel yaşamının ortam dinleme ile kendi çevresine, medyaya, dizilere bile servis edildiğini; bunun sonucunda hakkını arayanlara cezaevlerini veya tımarhaneyi gösteren çıkışları, hatta intiharları görebilirsiniz. Kısacası iktidar sahibinin bilgi ve teknolojisini etik değerleri dönüştürerek (burada çağın sevimsiz silahı cep telefonu ve gizli kameraları kullanmak üzere yasalardaki açıklar kullanılıyor) toplum üzerinde oluşturduğu nevrotik korkuyu rahatlıkla izleyebilirsiniz.

Ve işte karşınızda; İktidar Kitle Kontrol Mekanizmaları…
Gelişkin Kitle Kontrolü: FUTBOL
Manipulasyon, Depolitizasyon, Kültürel Deformasyon:
Futbol, İçerdiği umut ve korku, savunma ve saldırı, galibiyet ve mağlubiyet, fizik güç ve şiddet gibi kutupsallıklar dolayımıyla, insanî varoluşun evrensel çelişkilerini cisimleştirmektedir. Popüler futbol kültürü, sınıfsal, millî, etnik, dinsel, ataerkil vs. kimliklere eklemlenerek, “ötekilik” formlarının üretilmesine katkıda bulunmuştur. (Birikim Yayınları)
Bilindiği üzere, millet, söylemsel olarak oluşturulan “hayali bir topluluk”tur (Anderson, 1983). Milli kimlik ise, belirli ortak anlam, kod, simge, ritüel, mit vb. temelinde kurulan bir eşitlik (“biz”) ve farklılık (“ötekiler”) ilişkisinin ürünüdür.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında, savaş ittifakları futbolda devam etti. Galipler ve mağlupler kendi aralarında yarışıyorlardı. Salazar’a Portekiz’i nasıl yönettiğini sormuşlar; o da “Üç F sayesinde” demiş, “Fado, Fiesta, Futbol…”

Zihin Kontrol Projeleri: MKULTRA, MKOFTEN, MKSEARCH
ABD, 1947 yılında CIA’nın kurulmasıyla bir dizi zihin kontrol projesinin ilkini başlattı. ABD’ye getirilen Nazi doktorlar da bu projelerde yer alacaktı. Manhattan Projesi adı altında atom bombasını geliştiren hükümet gizli projeler konusunda büyük tecrübe kazanmıştı. Zihin kontrol deneylerinde insanların kullanıldığı bu programların kod adları, ”CHATTER, BLUEBIRD, ARTICHOKE, MKULTRA, MKSEARCH ve MKDELTA” idi.
Yıllarca büyük gizlilikle sürdürülen bu deneylerde olan bitenden habersiz insanların, küçük çocukların, akıl hastalarının, tutukluların kullanıldığı belirlendi. Deneyler sırasında ölümlerin meydana geldiği; birçok deneğin dengesini kaybettiği ve intihar ettiği bugün artık kesin olarak biliniyor. (MKULTRA)
Etkili Bir Silah: MEDYA
Yıllar boyu yapılan zihin kontrol projelerinin, Hitler’ in basılı görsel yayınlarının ve propagandanın etkin şekilde kullanıldığı günümüze gelirsek artık büyük para akıtılan medya araçlarının hepsinin aynı kapitalden beslendiğini görüyoruz. Günümüzde Medya, gündemde öne çıkacak haberi iktidar sahibi kapitalistin ihtiyaç duyduğu şekilde şekillendirip değiştirerek ve süsleyerek toplumda zihin kontrolünün en uç örneğini gösteriyor.

TV kanalları Amerika’nın diğer ülkelere demokrasi götürdüğünü ispatlamak için çalışıyor. Haberler başbakanın ODTÜ’ ye tam 3000 polisle girdiğini değil, öğrencilerin ona karşı tepkilerini terörist eylem olarak bizlere sunuyor.

Lübnan, Libya ve Suriye’ deki ABD tarafından eğitilmiş teröristleri birer mazlum sivil, buna karşılık halkının doğan çocuğu başına 6.000 dolar veren, su ve elektrik parası almayan, sağlık masraflarının tümünü karşılayan devlet sistemine sahip ülke yöneticilerine azılı katil diktatörler diyor. Bir ülkede %15’ lik yapay oy fazlası oluşturan CIA, desteklediği hükümetin bu oy oranına gerçekten de sahip olduğunu kanıtlamak için anket firmaları kuruyor, mitingler düzenleyip otobüsle adam taşıyor, küçük ülkelerin iç işlerini düzenlerken elinde tuttuğu medyasının ne konuşacağına karar veriyor.

Reklamlar ihtiyacınız olan ürünü değil, aslında kapitalist’ in elinde kalmasından korktuklarının size ne kadar yararlı olduğunu kabul ettiriyor. Kendi yaratmış olduğu kölelik sisteminde yaşamını harcayan biz köle jenerasyonlarını yine kendi kurduğu tuzaklara düşürerek, bir hayal dünyası yaratıp rahat etmeniz için gerekenlerin hepsine satın almanız gereken bu ürünle sahip olacağınızı iddia ediyor.
En Güçlü Manipulasyon Mekanizması: EĞİTİM
İktidar sahibi, kendini destekleyen topluluğun ideolojisini bir sonraki kuşağa geçirmek için stratejiler belirliyor, nasıl düşünmememiz gerektiğini öğretiyor. Yasalarla bunları destekleyen ebeveynler yaratıyor, nevrozları tetikleyen yeni etik değerler buluyor, en önemlisi de bunu biz çok küçükken henüz reel korkuyla baş etmeye çalışan kafamıza işliyor.

Bu bağlamda okul, askeriye ve iktidar mekanizmasına bağlı tüm kurumlar tüketip sorgulamayan ve en iyi şekilde itaat eden tek tip insan oluşturmak için vardır. Burada birey yoktur; öğrenci, asker, hasta vardır. Ve bunların hepsinin iktidar sahibine göre bir tür işlemden geçmesi gerekmektedir.

Tüm yaşamımız işte bu yönergeleri uygulayıp itaatkar olmakla geçiyor. ANAHTARCI’ nın sanki küçük bir zamana sıkışıp kalmış gibi yanıp sönen ışıklı harfleri de işte bu türden bir zihne kazıma yöntemi.

A..nnN… şimdi bir harf daha yandı kafamda.. A .. ANA oldu… H……………………
Evet burada bir çilingir var. Ve bu süper bilgiyi beynimden silemiyorum.